Mazeretin kabulü ile duruşma günün Uyap’tan öğrenilmesine karar verildiği duruşmada kesin süre verilmesi hukuka aykırıdır.

T.C.
Yargıtay
Hukuk Genel Kurulu

Esas No:2015/4341
Karar No:2015/6454
Taraflar arasındaki dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtayca duruşmalı olarak incelenmesi süresi içinde davalı vekili tarafından istenilmekle, duruşma için tebliğ edilen 07.04.2015 günü belirlenen saatte temyiz eden davalı I…..A.Ş. vekili Av. ile karşı taraftan davacı Y. vekili Av. geldiler. Gelenlerin huzuru ile duruşmaya başlandı. Duruşmada hazır bulunan tarafların sözlü açıklamaları dinlendi. Duruşmanın bittiği bildirildi. Dosyadaki belgeler incelendi.

Gereği görüşüldü:

Davacı, harita teknikeri olarak çalıştığını, iş sözleşmesinin davalı işveren tarafından haksız olarak feshedildiğini, haftanın 7 günü 07.00-20.30 saatleri arasında ve 15 günde bir izin kullanarak çalıştığını, yıllık izin kullanmadığını, 2012 yılı Eylül, Ekim, Kasım ve Aralık aylarına ait ücretlerinin de ödenmediğini belirterek kıdem ve ihbar tazminatı ile yıllık izin, fazla çalışma, hafta tatili ve genel tatil ile ücret alacaklarının tahsilini talep etmiştir.

Davalı vekili, davacının iş sözleşmesini kendisinin sonlandırdığını, haftanın 5 günü günde 8 saat çalıştığını, fazla çalışma, hafta tatili ve genel tatil ile ilgili iddiaların doğru olmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.

Mahkemece, toplanan deliller ve bilirkişi raporu uyarınca davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 21.03.2007 tarih ve 2007/8-161 E., 2007/155 K. sayılı kararı ile de belirtildiği üzere adil yargılanma ve dinlenilme hakkının bir gereği olarak hakim, taraflara duruşmalarda hazır bulunmak, iddia ve savunmalarını bildirmek için imkan vermeli, tarafları usulüne uygun bir biçimde duruşmaya davet etmelidir. Fakat tarafların kendilerine tanınan bu imkana rağmen, duruşmaya gelmek zorunluluğu yoktur. Hukuk davalarında duruşmaya gelmemenin müeyyidesi, davadosyasının işlemden kaldırılması veya yargılamanın gelmeyen tarafın yokluğunda devam edilmesidir.

Dava ile ilgili olan kişilerin davaya ilişkin bir işlemi öğrenebilmesi için, tebligatın usulüne uygun olarak yapılması, duruşma gün ve saatinin muhataba bildirilmesi gerekmektedir. Duruşma günü ile tebligatın çıkarıldığı tarih arasında makul bir süre olmalıdır. Aksi takdirde tarafların hukuksal dinlenme ve savunma hakkı kısıtlanmış olur.
AİHM’ye göre de iç hukuktaki duruşmada hazır bulunma hakkını kullanıp kullanmamaya karar verecek olan davanın bir tarafına, duruşmaya katılma imkanı verecek şekilde duruşmanın bildirilmemesi, silahlarda eşitlik ve çekişmeli yargılama ilkelerini özünden yoksun bırakır.

Diğer taraftan 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 27. maddesinde yer bulan “Hukuki Dinlenilme Hakkı” gereğince davanın tarafları, müdahiller ve yargılamanın diğer ilgilileri, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahip olup, bu hakkın yargılama ile ilgili olarak bilgi sahibi olunmasını, açıklama ve ispat hakkını, mahkemenin, açıklamaları dikkate alarak değerlendirmesini ve kararların somut ve açık olarak gerekçelendirilmesini içermektedir. Mahkeme, iki tarafa eşit şekilde hukukî dinlenilme hakkı tanıyarak hükmünü vermelidir. Anayasanın 36. maddesinde ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının en önemli unsuru olan hukukî dinlenilme hakkı, adil yargılanma hakkı içinde teminat altına alınmıştır. Bu hakka, tarafın hâkime meramını anlatma hakkı ya da iddia ve savunma hakkı da denilmektedir. Ancak, hukukî dinlenilme hakkı, bu ifadeleri de kapsayan daha geniş bir anlama sahiptir. Bu hak çerçevesinde, tarafların gerek yargı organlarınca gerekse karşı tarafça yapılan işlemler konusunda bilgilendirilmeleri zorunludur.Kişinin kendisinden habersiz yargılama yapılarak karar verilmesi, kural olarak mümkün değildir..

Bu kapsamda hukuki dinlenilme hakkı, bilgilenme/bilgilendirme, açıklama yapma, yargı organlarınca dikkate alınma ve kararların gerekçeli olması gibi hususları içerdiği açıktır. Bilgilenme hakkı,yargılamanın içeriğine dair tam bir bilgi sahibi olmanın yanında gerek karşı tarafın gerekse de yargı organlarının dosya içeriğine yapmış oldukları işlemleri öğrenmelerini kapsar.

 

Bilgilenme/ bilgilendirme hakkının etkin biçimde kullanılabilmesi için gönderilecek tebligat ve davetiyelerde kanunda öngörülmüş şekil şartlarına sıkı sıkıya uyulması gerekmektedir. Ayrıca bu hak sadece davanın başındaki iddia ve savunmalar açısından değil yargılamanın her aşamasında dikkate alınmalıdır. Bu kapsamda devam eden bir yargılamada, tarafların açıklamaları için bilgilendirme yeterli olmayıp yargılamada yer alan diğer kişilerin ( tanık, bilirkişi gibi) açıklamaları açısından da önemlidir. Bilgilenme hakkının usulüne uygun kullanımı ile tarafların haklarında öğrendikleri isnat ve iddialara karşı beyanda bulunabilme, davaya yönelik bilgi ve belge verebilme yani açıklama yapma hakkı da hukuki güvenceye bağlanmaktadır. Böylece davanın her iki tarafına eşit şekilde açıklama yapma hakkı tanınması ile adaletin görünür kılınması sağlanacaktır. Açıklamada bulunma hakkı, tarafların, yazılı veya sözlü şekilde iddia ve savunmalara karşı itirazda bulunabilme, davaya ilişkin beyanda bulunmalarını sağlar.
Burada üzerinde durulması gereken bir diğer husus ise, yargılama makamlarının işlemlerinin çelişkili bulunmaması gerekmektedir. Yani mahkemece, adaletin görünür kılınmasını sağlayacak usul ve esaslara uyulurken, taraflarda farklı anlamlandırılabilecek işlemlerden kaçınılması gerekmektedir. Örneğin, taraflara tebliğ edilen davetiyelerde kesin süre verilmesine rağmen kesin süre sona ermeden karar verilmesi gibi…

Somut olayda mahkemece, davalının mazeret bildirimi nedeniyle katılmadığı 22.10.2013 tarihli duruşmada verilen 2 nolu ara kararı uyarınca, “davalının mazeretinin kabulüne, duruşma gün ve saatiniUYAP’tan öğrenmesine, davalı vekiline tanık giderlerini yatırması için 2 haftalık kesin süreverilmesine, kesin süre içerisinde tanıkları için gider avansı yatırmadığı takdirde tanık dinletmekten vazgeçmiş sayılacağının ihtarına, masraf yatırdığında duruşma günü beklenilmeksizin davalı tanıklarına davetiye çıkarılmasına” karar verilmiş ancak söz konusu ara karar davalıya tebliğ edilmemiştir.

Söz konusu kesin süre içeren ihtaratın davalı vekiline açıkça ve usulüne uygun şekilde tebliği gerekir. Zira kesin süre kaçırıldığı takdirde davalı tarafın tanık dinletmesi mümkün olmayacaktır. Bu nedenle duruşma gününün UYAP’tan öğrenilmesine karar verilmesi ve ihtaratın açıkça davalı vekiline tebliğine dair kayıt sunulmaması nedeniyle usulüne uygun bir kesin süre ihtaratından söz edilemeyeceği gibi davalının tanıkları için gider avansı yatırmak üzere usulüne uygun tebligat yapılarak kesin süre içinde yatırması beklenilip, yatırılması halinde tanıkları dinlenilmeksizin davalının delillerini sunma imkanının ortadan kaldırılarak savunma hakkının kısıtlanması, davalının hak arama özgürlüğü kapsamında savunma, usulüne uygun şekilde bilgilendirilme ve açıklama yapma hakkının ihlali sonucunu doğurmakta ve hukuki dinlenilme hakkını ihlal etmektedir.

Yapılacak iş; davalı tarafın, gider avansını yatırması sağlanarak, gösterilen tanıkları dinlenilerek ve diğer tüm deliller de toplanarak çıkacak sonuca göre karar vermektir.
Ayrıca; kabule göre de yol şantiyesinde çalışmadığı anlaşılan davacının, çalıştığı işyeri belirlenip -inşaat işi olduğu savunulmaktadır- buna göre anılan işyeri ve kıdemi ile yaptığı iş belirtilmek suretiyle ilgili meslek odalarından ve sendikalardan emsal ücret araştırması yapılarak, dosyada bulunan Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Yüksek Fen Kurulu Başkanlığının yazı ve ekindeki liste de dikkate alınarak, davacının alabileceği aylık ücret seviyesi tespit edilmesi gerekirken, davacının yaptığı iş ve işyeri niteliklerine uymayan bir kısım sendika yazıları esas alınmak suretiyle sonuca gidilmesi de hatalı olmuştur.

Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin eksik inceleme sonucu yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı nedenle BOZULMASINA, Yargıtay duruşmasında kendisini vekille temsil ettiren davalı taraf yararına takdir olunan 1.100,00 TL avukatlık ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, peşin alınan temyiz harcının istek halinde davalıya iadesine, 07.04.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Kaynak   : hukukmedeniyeti

 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir