Feldspat, kuvars ve kuvarsit ocakları ve çevreye etkileri

Son yıllarda feldspat, kuvars ve kuvarsit ocakları sayıları ve kapasiteleri hızla arttı.

Bu yazımızda feldspat, kuvars ve kuvarsit ocaklarının çevreye etkilerini irdeleyeceğiz.

Feldspat ve Kuvars’ın çevreye etkileri

Feldspat ve kuvars ocakları ile öğüten ve flote eden tesislerde, toz tutma ve proses suyu için kapalı devre olması halinde insan sağlığı ve çevreye olumsuz bir etkisi olmamaktadır. Toz emisyonları ve su deşarjları, sırasıyla, hava kirliliği ve su kirliliği kontrolü yönetmelikleriyle uyumlu olması gerekmektedir. Fakat, uygulamada bu ocakların bulunduğu alanlar ve çevresi neredeyse tamamen yok olmaktadır.

 Feldspat ve kuvars tesislerinin faaliyetleri sonucunda çevrede oluşan etkiler iki grupta toplanabilir.

1)Feldspat ve kuvars ocaklarından, madenin çıkarılması ve  rezervin zenginleştirme sırasında ortaya çıkan tozların ve atıkların, yeterli önlemlerin alınmaması nedeniyle gerek kamyonlarla taşınması sırasında, gerekse doğal yollarla (rüzgar, hava akımları vs) taşınması sonucunda bitki örtüsü, insan ve hayvan yaşamı ve ekolojik sistem üzerinde yarattığı kirlilik ve olumsuz etkiler.

a-Toprak, ağaç, bitki örtüsü ve tarım ürünleri üzerindeki olumsuz etkileri

Feldspat ve kuvars ocaklarından, madenin çıkarılması ve rezervin zenginleştirme sırasında ortaya çıkan tozların uçuşarak bitkilerin üzerini kaplaması sonucunda, fotosentezi engellediği, bitkinin kurumasına neden olduğu bilimsel olarak ortaya konulmuştur. Bu anlamla, Feldspat ve kuvarsın tozlarının ağaç, bitki örtüsü ve tarım ürünleri üzerinde ve ekolojik sistemde olumsuz etkiler yaratmaktadır.

b-İnsan, havyan ve canlı sağlığı üzerindeki olumsuz etkileri

Feldspat ve kuvars ocaklarından, madenin çıkarılması ve rezervin zenginleştirme sırasında ortaya çıkan tozlar ve atıklar canlı sağlığı üzerinde olumsuz etkileri bilimsel olarak tespit edilmiştir. Bunlar;

aa)Mehmet Polatlı, Handan Türkan, Alev Akdilli ve Orhan Çıldağ tarafından gerçekleştirilen  “Kuvars İşçilerinde Slikozis Riski” başlıklı araştırma ile “Bu çalışmada sodyum feldispat, potasyum feldispat ve kuvars içeren hammaddeleri çeşitli kırıcı ve öğütücü makineler ile değişik boyutlarda küçülterek işleyen bir fabrikada çalışan 67 işçi silikozis riski yönünden araştırıldı. Olguların demografik özellikleri, yakınmaları, iş ve sigara öyküleri hazırlanan anket formu ile belirlendi. Sigara içen işçi ve memurlar karşılaştırıldığında sigara yükü her iki grupta benzer olmasına karşın işçilerde FEV1, FEV1/VC, MEF25% anlamlı olarak düşük bulundu. Sekiz işçide ( %11.94) silikozis ile uyumlu radyolojik değişiklik saptandı. Silikozis saptanan işçilerde ortalama çalışma süresi ( 8.88 ±3.36 yıl) ve sigara yükü (21.44 ±11.04 paket-yıl) silikozis saptanmayan işçilerden anlamlı olarak yüksek olup, solunum fonksiyon parametreleri ( FEV1, FEF25-75%, MEF75%, MEF50%) daha düşük bulundu. Silikozisli olguların 5inde yapılan yüksek rezolüsyonlu bilgisayarlı tomografi ( YRBT) tetkiklerinde farklı oranlarda parankimal tutulum olmasına rağmen tümünde mediastinal ve hiler lenfadenopati saptandı. Sonuç olarak ortalama 8 yıllık çalışma süresinde bile silikozis ortaya çıkabileceğinden tozlu ortamda çalışan işçilerin düzenli radyolojik ve solunum fonksiyon takiplerinin yapılması gerekir. Hastalık birkez oluştuğunda tedavisi mümkün olmadığı için ortam toz ölçümlerinin sürekli takip edilmesi, işçilerin sigara ve tozun zararları konusunda eğitilmeleri korunmada en önemli faktörlerdir.”[1] şeklinde açıklama yapılmıştır. 

bb)Ö.Kaan Karadağ, İbrahim Akkurt, Buhara Önal, Meltem Altınörs, Nazmi Bilir, Nihat Ersoy, Ali Özuludağ, Handan Sabır, Sadık Ardıç tarafından gerçekleştirilen “Taş Ocakları İşçilerinde Silikozis ve Solunumsal Bulgular” isimli bilimsel çalışma ile “Amaç; Ankara’da bir kamu kuruluşuna bağlı üç taş ocağı ve iki kum ocağında çalışan kişilerdeki solunumsal etkilenmeyi incelemektir. Bu amaçla, bu ocaklardaki ortam toz ve kuvars konsantrasyonları ölçüldü, çalışan 203 kişiden 194’nün demografik, semptomatolojik ve fizik muayeneleri, spirometrik incelemeleri yapıldı. PA akciğer grafikleri 1980 Uluslararası Çalışma Örgütü (İLO) kalsifikasyonuna göre değerlendirildi. Bu üç taş ocağındaki solunabilir nonspesifik toz konsantrasyonlarına 16,13 ve 15 mg/m3, solunabilir kuvars konstantrasyonları sırasıyla 0,13 , 0,15 ve 0,17 mg/m3 olarak ölçüldü. İncelenen olguların 85’i (% 44) direkt toza maruzdu (Grup1). 109’u (%56) araç sürücüsüydü, indirekt maruziyeti vardı (Grup2). Klinik olarak olguların 12’sinde (%6,2) kronik bronşit saptandı. Spirometrik incelemede olguların % 17,1’inde patolojik bulgular saptandı. 1980 İLO klasifikasyonuna göre 1/0 ve üstü yoğunlukta opasite saptama olgu sayısı 43 ‘tü (%22,6). Direkt maruziyeti olanlarda silikozis prevalansı % 32,1, inderkt maruziyeti olanlarda silikozis prevalansı %15,1 olarak saptandı. Grup 1’deki işçilerde silikozis görülme olasılığı Grup2’ye göre yaklaşık üç kat fazlaydı. Grup 1’deki işçilerde kronik bronşit görülme olasılığı da yaklaşık 4 kat fazla olarak saptandı. Korelasyon anelislerindeki PA akciğer grafisindeki profusiyon skoruyla, maruziyet süresi arasında zayıf pozitif ilişki saptandı. PA akciğer grafisindeki profusiyon skoruyla FEV1/FVC arasında ilişki olmaması radyolojik tutulumun saf restriktif etkilenmeye neden olduğunu düşündürdü. Sonuçta taş ocaklarında çalışan kişilerde silikozis prevalnası %22,6 , direkt kuvars maruziyeti olanlarda % 32,2 olarak saptandı.”[2] şeklinde açıklama yapılmıştır.

2)Feldspat ve kuvars ocaklarından, madenin çıkarılması ve rezervin zenginleştirme sırasında ortaya çıkan tozların ve atıkların, yeterli önlemlerin alınmaması nedeniyle, yeraltı ve yer üstü su kaynaklarına, içme sularına, birikinti sulara (göl, gölet ve deniz) karışması sonu bitki örtüsü, insan ve hayvan yaşamı ve ekolojik sistem üzerinde yarattığı kirlilik ve olumsuz etkiler.

a-Yeraltı suları üzerindeki olumsuz etkileri

Feldspat ve kuvars ocaklarından, madenin çıkarılması ve rezervin zenginleştirme sırasında ortaya çıkan tozlar ve atıklar, yeterli önlemlerin alınmaması nedeniyle yeraltı sularına karışmaktadır. Yeraltı sularının kirlenmesi ile içme suları, sulama suları, baraj ve gölet, denizler kirlenmekte, bu suların kullanıldığı her alanda doğal yaşamı ve canlı yaşamını olumsuz etkilemektedir.

b-Deniz, göl, gölet ve nehirler üzerindeki olumsuz etkileri

aa)Çevre kirliliğinden en çok etkilenen ekosistemlerin başında göller ve akarsular gelmektedir. Evsel ve endüstriyel atıkların su kaynaklarına karışması, doğrudan ya da dolaylı olarak su havzalarını olumsuz yönde etkilemektedir. Ağır metaller çeşitli yollarla sucul ortamlara (göl, nehir vb.) geçerek canlı metabolizmalarını tehdit etmektedir.

Seçil Aytimurer tarafından gerçekleştirilen “Geyik Barajı Yöresindeki Feldspat Flotasyon Tesis Atık Sularında ve Sedimentlerinde Bazı Metallerin Analizleri” bilimsel inceleme ile kirlenme tehlikesi yaşayan Geyik Baraj gölünün kirletici parametreleri araştırılmıştır. Bu araştırma sırasında kirliliğe neden olabilecek 10 istasyondan belirli zaman aralıklarında su ve sediment örnekleri alınmıştır. Su örneklerinde pH, sıcaklık, iletkenlik, toplam çözünmüş katı madde (TDS), çözünmüş oksijen, alkanite, kimyasal oksijen ihtiyacı (KOİ), biyokimyasal oksijen ihtiyacı (BOİ) ve metal analizleri yapılmıştır. Bilimsel incelemenin sonuç bölümü son derece çarpıcıdır. Sonuç bölümünde;

“…Su kirliliği kontrol yönetmeliği ve su kalite standartlarına göre istasyonlar değerlendirildiğinde sonuçların en yüksek olduğu istasyon 10. istasyon olan IMERYS maden işletme tesisinin bulunduğu noktadır, en düşük olduğu istasyon ise yedinci istasyon olan baraj kapağının bulunduğu bölgedir. Genellikle birçok parametrede ekim ayından haziran ayına doğru bir artış gözlendiği ve genellikle mayıs ayı içerisinde IMERYS, AKMADEN, KALTUN ve ESAN maden işletmelerinin bulunduğu istasyonların BOİ, KOİ, TDS, alimünyum, mangan, demir, kalsiyum ve krom derişimlerinde yüksek sonuçlar verdiği gözlenmiştir. Bunun nedeni olarak mart ve mayıs aylarında yağışların çok olması ve feldspat tesislerinin flotasyon atıklarını yağış ile birlikte derelere ve göllere deşarj etmesi sonucu kirlenmenin olabileceği düşünülmektedir. Baraj kapağının en düşük değerlere sahip istasyon olmasının nedeni feldspat atıklarının, çevreden gelen sulama sularının, köyden kaynaklı evsel atık suların içeriğinin baraj kapağının bulunduğu noktaya kadar sudaki hareketlilikten dolayı, derişiminlerin etkisinin azalmış olabileceği düşünülmektedir.

Feldspat madeninin ana yapısını oluşturan K, Na, Al, Fe, Mg, Ca gibi metaller özellikle feldspat tesislerinin bulunduğu bölgelerde sınır değerlerin üstünde çıktığı gözlenmektedir. Aynı zamanda baraj birleşim noktasının değerlerinin yüksek olması çevreden, köyden gelen suların burada birikmesinden dolayı kirlenmeye katkı sağlamış olabileceği düşünülmektedir. Ayrıca ekim, şubat ayında; mangan, şubat, mayıs, haziran, ekim ayında; bakır, şubat, haziran, ekim ayında; kobalt, mart ayında nikel elementi bazı istasyonlarda tayin edilememiştir.

Bütün bu ölçüm sonuçları göz önünde tutularak, uzun vadede kirlenmenin tehlikeli boyutlara ulaşmasını önlemek amacıyla feldspat tesislerinin en kısa zamanda atık depolama sahaları oluşturmaları ve atıklarını bu sahalarda toplamaları gerekmektedir.”[3] şeklinde açıklama yapılmıştır.

bb)10 Mayıs 2013 tarihinde gerçekleştirilen, “Güllük Körfezi Bakteriyolojisi” isimli Tübitak Proje Çalıştayında, Nedim Özdemir, A. Serhan Tarkan, Nil Deniz Top tarafından gerçekleştirilen “Günümüzde Güllük Lagünü’nde Yaşanan Çevresel Sorunlar Üzerine Bir Araştırma” isimli çalışma sunulmuş ve yayınlanmıştır.

Araştırmanın sonuç bölümünde “…Güllük Körfezi sınırları içinde bulunan Güllük Limanı’ndan Avrupa’nın çeşitli ülkelerine boksit ve feldspat madeni, özellikle mermer ve balık gibi ürünler ihracatı yoğun olarak yapılmaktadır. Madenlerin kamyonlarla taşınması sırasında uçuşan feldspat madenin oluşturduğu tozlar Güllük Lagünü çevresindeki floraya ve faunaya olumsuz etkiler oluşturmaktadır. Liman iskelesi üzerinde bulunan partiküllerin rüzgarlar ile tozuşmasına karşın belirli aralıklarda zemin yıkanmaktadır. Limana yapılan giriş çıkışlarda yükleme yapan taşıyıcı araçların damperi kapalı yada örtülü olması gerekiyor. Ancak araştırma alanı çevresinde kalan liman yolunun kenarlarında taşıyıcı araçların damperlerinden dökülen veya sızan partiküller bulunmaktadır. Bu partiküllerin de oluşan rüzgarlar ile lagüne doğru uçuştuğu gözlenmiştir…”[4] şeklinde açıklama yapılmıştır.

Sonuç olarak, feldspat, kuvars ve kuvarsit ocakları sayıları ve kapasiteleri hızla artması nedeniyle, artık tek tek tesislerin çevreye ve ekolojik dengeye bireysel zararlarından öte, bulundukları bölgedeki bütüncül (kümülatif) etkisi değerlendirilmelidir.


[1] https://www.academia.edu/16539393/Kuvars_%C4%B0%C5%9F%C3%A7ilerinde_Silikozis_Riski

[2] http://www.tuberktoraks.org/managete/fu_folder/2001-01/2001-49-1-073-080.pdf

[3] Seçil Aytimurer tarafından gerçekleştirilen “Geyik Barajı Yöresindeki Feldspat Flotasyon Tesis Atık Sularında ve Sedimentlerinde Bazı Metallerin Analizleri”, 2017. http://adudspace.adu.edu.tr:8080/xmlui/handle/11607/2939

[4] Nedim Özdemir, A. Serhan Tarkan, Nil Deniz Top tarafından gerçekleştirilen “Günümüzde Güllük Lagünü’nde Yaşanan Çevresel Sorunlar Üzerine Bir Araştırma”aaaa https://www.researchgate.net/publication/289520437_Gulluk_Korfezi_Bakteriyolojisi

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir