‘Tehlikeli suçlu, ceza bitse de salınmamalı’

Türk Ceza Kanunu’nun mimarı, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Ceza ve Ceza Muhakemesi Hukuku Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Adem Sözüer, Ceren Özdemir cinayetinin ardından eleştirilen infaz sistemindeki sorunları ve çözüm önerilerini Hürriyet’e anlattı;

“İnfaz değil, saldım çayıra mevlam kayıra kaosuna dönüştü. Ceren’ler öldüğünde ve bunu da kamuoyu duyduğunda bir gündem olur. Siyasetçilerin popülist söylemleri, doğrudan ve dolaylı aflar sonucu sistem doldur-boşalta döndü. Yetkili makamların baktığı tek şey cezaevi nüfusu. Kapasite dolduğu, insanlar neredeyse üst üste yattığı için tek dert cezaevinde yer açmaktır. Hepsi kanunlarda var. Ama olmayan nedir? Öncelikle rehabilitasyon, psikolojik test, psiko eğitim ve bunları yapacak uzmanlar; hem yeterli sayıda değil hem de etkili izleme ve iyileştirme programları uygulanmıyor. Uygulanan tek şey, otomatiğe bağlanmış şartla salıverme, açık cezaevine çıkma ve serbest kalma. Hükümlü gerçekten şartla salıvermeyi gerektirecek ölçüde iyi halli mi, açık cezaevine çıkması bir tehlikelilik arz ediyor mu bunlar incelenmez.”

BAKANLIK SİHİRBAZ DEĞİL

“İnfaz sistemindeki sorunlar nedir, nasıl çözülür? Bu konuda bilimsel çalışma yapacak hiçbir veri yoktur veya paylaşılmaz. Bu sorunlara rağmen bakanlık, elindeki imkanlarla infaz kaosunu iyi yönetiyor ama bakanlık sihirbaz da değil, şapkadan tavşan çıkaramaz.”

AF HİÇBİR ŞEKİLDE OLMASIN

“Bu sorunları çözmenin yolları var. Öncelikle her mahkum için cezaevi sürecinde etkin olarak rehabilitasyon, psiko eğitim gibi uygulamalar yapılmalı. Tehlike hali incelenmeli, ondan sonra şartla salıverme ve açık cezaevine geçmeye uzmanlar karar vermeli. Her hükümlü cezaevine girdiği gün, bir müddetname yazılır. ‘Orada sen şu gün şartla salıverileceksin’ diye yazar. Hangi gün açık cezaevine geçeceği de bellidir. Bunlar adeta kazanılmış hak gibidir. Kişi cezaevine girerken ‘şu gün şartla salıverileceksin’ denmemeli, ‘şu gün şartla salıvermen görüşülecek, uzmanlar iyi hali tespit ederse şartla salıverileceksin’ denilmeli. Belli tarihe kadar, belli suçlar için geçerli doğrudan veya dolaylı aflar yapılmamalı.”

ÖZEL TERAPİYE ALINMALILAR

“Uyuşturucu madde kullanıcıları cezaevine değil tedavi ve terapiye gönderilmeli. Tutuklamada etkin adli kontrol arttırılmalı. Tehlikeli suçlular, cezaevinden çıktıktan sonra kapalı kurumlarda rehabilitasyona tabi tutulmalı. 2005 yılında yeni Türk Ceza Kanunu’na konulan ‘yüksek güvenlikli akıl hastaneleri’nin her yerde kurulması gerekiyordu, yapılamadı.”

KANUNDA VAR AMA YAPILMIYOR

“Cezalar ağır olduğu için şartla salıverme bakımından kalıcı bir düzenleme yapılarak, üçte iki ve dörtte üç oranlarından suç ayrımı yapılmaksızın bir puanlık indirim yapılmalı. Hükümlüler için, şu an ‘üçte iki olarak uygulanan’, cezaevinde kalma süresi dörtte ikiye yani yarısına indirilip, bu süreyi kapalı cezaevinde geçirmeli. Daha sonra iyi hal, tehlike haline göre açık cezaevine ve oradan denetimli serbestliğe geçilmeli. Cezaevinde kalma süresi ‘dörtte üç’ olanlar içinse, üçte ikisini kapalıda geçirdikten sonra açık cezaevine alınmalı. Burada önemli olan, kalıcı düzenleme sonrası hükümlünün, bu süreler geçince yine otomatik açığa ve denetimli serbestlik altına alınmamasıdır. Cezaevinde rehabilitasyon ve izleme sonunda açığa geçmelerine uzmanlar karar vermelidir. Şu anda kanunda olmasına rağmen hiç yapılmayan budur.” (Oya Armutçu / Hürriyet)

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir