Anayasa Mahkemesi, mağdur olunan bir suç sonucu oluşan gebeliğin sonlandırılmasına izin verilmesi talebinin makul bir sürede karara bağlanmamasının kişinin maddi ve manevi varlığının korunması ve geliştirilmesi hakkını ihlal ettiğine karar verdi.

Anayasa Mahkemesi 2017/31619 başvuru numaralı, 23.07.2020 tarihli kararı ile mağdur olunan bir suç sonucu oluşan gebeliğin sonlandırılmasına izin verilmesi talebinin makul bir sürede karara bağlanmamasının kişinin maddi ve manevi varlığının korunması ve geliştirilmesi hakkını ihlal ettiğine karar verdi.

07.01.2000 doğumlu olup, olayların gerçekleştiği tarihlerde 18 yaşından küçük olan başvurucunun, 15.05.2017 tarihinde Mut Devlet Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Polikliniği’nde yapılan muayenesinde on hafta üç günlük gebe olduğu tespit edildi. Başvurucunun yaşının küçük olması ve Mut Emniyet Müdürlüğü’ne birlikte olduğunu bildirdiği S.K., D.K. ve S.Ö. ile 18 yaşından küçük A.U.Y. ve M.Ç. isimli kişiler hakkında Mut Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından soruşturma başlatıldı.

Başvurucunun 15.05.2017 tarihinde kollukta alınan ifadesinde; kimden hamile kaldığını bilmediğini, ilk cinsel birlikteliğinin tahminen 2016 yılı başlarında zora dayalı bir şekilde gerçekleştiğini, bunun sonrasında çıplak fotoğraflarının ailesine gönderileceği tehdidi nedeniyle başka bir kişiyle de cinsel birliktelik yaşadığını, daha sonraki birlikteliklerinde ise rızasının bulunduğunu belirtmiştir. Başvurucunun annesi D.Ü. ve babası S.Ü. aynı tarihte verdikleri ifadelerinde kızlarını istismar eden kişi ya da kişilerden şikayetçi olduklarını belirtmiş ve gebeliğin sonlandırılması talebinde bulunmuşlardır.

Başsavcılıkta yürütülmekte olan soruşturma kapsamında Şiddet Önleme ve İzleme Merkezi’ne yazılan 18.05.2017 tarihli yazıda, mağdur olan başvurucunun ailesinin gebeliğin sonlandırılması talebiyle Başsavcılığa müracaat etmesi dolayısıyla kısa zamanda kürtaj işleminin gerçekleştirilebileceği ancak bebeğinin babasının tespit edilmesi için başvurucuya uygulanacak işlemden önce Başsavcılığa bilgi verilmesi ve DNA örnekleri alınmadan kürtaj işlemine başlanmaması gerektiği belirtilmiştir.

Başvurucunun anne ve babası, 18.05.2017 tarihinde Mut Sulh Ceza Hakimliği’ne 17 yaşındaki kızlarının kimden hamile kaldığını bile bilmediklerini belirterek 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 99.maddesinin 6.fıkrası gebeliğin sonlandırılması talebinde bulunmuş ancak 18.05.2017 tarihli karar ile talebe konu olan olayla ilgili Başsavcılıkça soruşturma yürütüldüğü ve talebin Başsavcılıkça yapılması gerektiği gerekçesiyle Hakimlik kararı usulden reddetmiştir.

Bu karar üzerine Başsavcılık, başvurucunun anne ve babası olan müştekilerin talepleri hakkında gereğinin takdir ve ifası için Hakimlikçe karar verilmesi gerektiğini belirterek soruşturma dosyasını Hakimliğe göndermiştir. Hakimlik, gebeliğin sonlandırılmasını isteme hakkı ve tıbbi müdahale taleplerinin kişiye sıkı sıkıya bağlı haklardan olduğunu ancak Başsavcılık talebinde ve soruşturma dosyasında başvurucuya ait herhangi bir talep ve rızaya ilişkin beyanın olmadığı ifade edilmiştir. Gebeliğin sona erdirilmesine ilişkin 2827 Sayılı Nüfus Planlaması Hakkında Kanun’un 5.maddesine göre gebelik süresi on haftadan fazla ise sadece annenin hayatını tehdit ettiği takdirde gebeliğin sonlandırılacağın kabul edildiğini vurgulamıştır. Somut olayda gebelik süresinin 10 haftayı geçmiş olduğu ve gebeliğin annenin hayatını tehdit edip etmediği hakkında soruşturma dosyasında sağlık kuruluşundan alınmış herhangi bir belgeye yer verilmediği tespit edilmiştir.

Gerekçede, anne yönünden sağlık sorunu yaratmayan veya diğer bir zorunluluk hali bulunmayan durumlarda gebeliğin sonlandırılmasının ceninin yaşam hakkını ihlal edeceği, diğer yandan 5237 Sayılı TCK’nun 99.maddesinin 6.fıkrası uyarınca gebeliğin sonlandırılmasına izin verilebilmesi için kadının mağduru olduğu bir suç sonucunda gebe kalması gerektiği açıkça ifade edildiğinden ve bu suçun cinsel saldırı, cinsel istismar veya reşit olmayanla cinsel ilişki suçu olabileceği ancak reşit olmayanla cinsel ilişki suçu sonucu oluşan gebeliklerde bu hükmün uygulanıp uygulanmayacağının açıkça belirtilmediğinden ve suça sürüklenen çocuk ve şüpheli beyanlarından ceninin biyolojik babası henüz tespit edilemediği için başvurucunun hangi suçun mağduru olduğu belirlenemediği vurgulanmıştır.

Başvurucu vekilinin 25.07.2017 tarihinde Başsavcılığa hitaben yazdığı dilekçede; başvurucunun bebeği doğurmak istemediği, yaşı ve psikolojik durumu nedeniyle bebeği doğurmasının mümkün olmadığı, ailesinin de gebeliğin sonlandırılmaması halinde evine dönmesine izin vermediği ifade edilmiştir. Başvurucuya yönelik gerçekleştirildiği iddia edilen çocuğun nitelikli istismarı ve reşit olmayanla cinsel ilişki suçundan Başsavcılıkça yürütülen soruşturma kapsamında başvurucunun beyanında; bir arkadaşının “Elimde çıplak fotoğrafların var, benimle olmazsan herkese gösterir seni rezil ederim.” diyerek kendisini tehdit etmesi sebebiyle onunla beraber olduğunu, daha sonra arkadaşının fotoğrafları diğer arkadaşlarına da gösterdiğini, korktuğu için onlarla da birlikte olduğunu, sonra da gebe kaldığını” belirtmiştir. Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı Başkanlığı’ndan alınan raporda “…cinsel istismar sonucu 12 hafta 6 günlük gebe kaldığının, gebeliğin istismar sonucu olmasının, annenin yaşının küçük olması, hayatını tehlikeye atan normal gebelik komplikasyonlarının gelişebileceği, ruhsal açıdan travmatik süreç yaşamasından dolayı gebeliğin sonlandırılmasının hem anne hem de ceninin tıbbi yararına olacağı…” kanaatine varılmıştır.

Hakimlik, Başsavcılığın Adli Tıp Kurulu raporu üzerine kürtaja izin verilmesi talebini raporun yeterince ayrıntılı düzenlenmediği ve gebeliğin sonlandırılması/sonlandırılmaması halinde risklerin eşit olduğu ve anne sağlığı yönünden sorun yaratmadığı veya diğer bir zorunluluk hali olmadığı sürece gebeliği sonlandırmanın yaşam hakkı ihlali sayılacağı gerekçesiyle Silifke Sulh Ceza Hakimliği’n 7 gün içinde itiraz yolu açık olmak üzere reddetmiştir. Başsavcılık gebeliğin sonlandırılması talebini Mut Sulh Hukuk Mahkemesi’ne yöneltmiş ancak Mut Sulh Hukuk Mahkemesi görevsizlik kararı ile soruşturma dosyasını Mut Sulh Ceza Hakimliği’ne göndermiştir. Hakimlik, talep hakkında daha önce karar verildiği ve bu kararın kesinleştiği gerekçesiyle talep hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar vermiştir. Yürütülen soruşturma sonunda şüpheli S.Ö. hakkında cezalandırılması için kamu davası açıldığı, diğer şüpheliler hakkında kovuşturmaya yer olmadığı kararı verildiği, mağdurenin 11.12.2017 tarihinde bebeğini dünyaya getirdiği belirtilmiştir.

Anayasa Mahkemesi’ne yapılan başvuruda, başvurucunun yaşının küçük olması, zor ve tehdit sonucu birden fazla kişi tarafından nitelikli cinsel istismara maruz kalması sebebiyle gebe kaldığını, gebeliğin sonlandırılması için Sulh Ceza Hakimlikleri’ne birden çok kez başvurulduğu ancak yanlış ve çelişkili kararlar verildiği, mahkemelerin bu tutumu nedeniyle gebelik süresinin 20 haftayı geçtiği ve tecavüz sonucu meydana gelen gebeliğe katlanmak zorunda bırakıldığı, bu nedenle ailesinin kendisini istemediğini bu nedenle insanlık dışı aşağılayıcı muameleye maruz bırakıldığını; ayrıca yasal mevzuatta ve uygulamada suç mağduru kadınların gebeliğinin sonlandırılmasına ilişkin düzenlemelerin bulunmaması yasal kürtaj hakkını kullanmasını imkansız hale getirdiğinden özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

Anayasa’nın 17.maddesinin 1.fıkrasında düzenlenen maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkı kapsamında kişisel özerklik ve bireyin vücut bütünlüğüne ilişkin müdahaleler özel kadınların istenmeyen gebeliği sona erdirmeyi talep etmesi kişisel özerklik ve ruhsal veya bedensel bütünlükleriyle doğrudan ilgilidir. Somut olaydaki şartlar bütün olarak değerlendirildiğinde Anayasa Mahkemesi, başvurucunun gebeliğinin sonlandırılmasına izin verilmediği ve bu duruma ilişkin itirazlarının da incelenmeyerek yargısal makamlar tarafından talebinin sürüncemede bırakılmasının başvurucuya aşırı külfet yüklediği, nihayetinde buna izin verilmediği için Anayasa’nın 17.maddesinde güvence altına alınan kişinin maddi ve manevi varlığının korunması ve geliştirilmesi hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE karar verilmiştir.

Karar metnine ulaşmak için tıklayınız: Anayasa Mahkemesinin 23/7/2020 Tarihli ve 2017/31619 Başvuru Numaralı Kararı

Yayına hazırlayan: Stj.Av.İlay Ecemiş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: